“Herkesin bir yokuşu vardır tırmandığı, senin de var biliyorum… Yokuşun sonu düzlük, hadi gayret diyorum. Yaralım olur musun, yarenim olur musun?”
Sosyal medyada sıkça dolanan bu dizelerle başlamak istiyorum söze. Tahmin ediyorum ki bu mısralar adı bilinmiş büyük şairlere ait olmasa da, her birimizin kalbinde bir yerleri titretmeyi başarıyor. Çünkü bugün, çok kişilik yalnızlıklara gömülmüş, yarenini bulamamış insanlar topluluğuyuz maalesef.
“Bir yaren bu kadar özlenir mi?” İçimizdeki o yaren hasretini dindirmenin yollarını ararken, kulaklarımızda hep aynı soru yankılanıyor: Öyleyse bir yareni bu kadar özlerken, kendi yaremizi niye bulamıyoruz?
Benim baktığım çerçeveden bunun cevabı hiç de zor değil. Negatif kalıpların arasında öyle kayboluyoruz ki; yargılamaktan, suçlamaktan bir türlü asıl meseleye, yani yarenliğe geçemiyoruz. Ben bu yazıma, kendi yarenime teşekkür ederek başlamak istiyorum; hayatın her yokuşunda yanımda kalmayı becerebildiği için.
Bu dizelerin de bahsettiği gibi, hayat yolunda herkesin yokuşları olur. Kimi zaman geçtiği, kimi zaman geçemeyip tekrar tekrar sınandığı konular çıkar karşısına. Nedense biz kendi durumumuzu görmez, hep çuvaldızı en yakın yaren adayımıza batırıp dururuz. Hedef saptırır, içinde bulunduğumuz narsisizm çağının kurbanı oluruz. Bize ait olmayan, yapay oluşturulmuş hayatların normallerini sanki birer suçmuş gibi algıladığımız ütopik değerler dünyasında boğulup gideriz.
Örneğin kadına atfedilenler… “Hep genç kalacaksın!” Nasıl yani? İşin karşılığı, doğal olmayan, sanki bir fabrikadan çıkmış gibi mekanik yüzler ve donukluklar olarak dönüyor bize. Daha bunun gibi pek çok örnek var lakin ben buralarda çok takılı kalmadan, asıl konumuza, yarenliğe dönmek istiyorum.
İçimizdeki o yarenlik hasretine… Ne güzel bir histir oysaki yarenlik! Peki, yanımızdaki yareni bize bu kadar uzak eden şey nedir? Cevap çok basit: İçine düştüğümüz negatif kalıplar. Suçlamaktan sevmeyi bıraktığımız, onun yokuşlarını algılayamadığımız, yanında durmakta zorlanıp kendimizi kapattığımız anlar… İşte tüm bunlar yarenliği ortadan kaldırarak tek kişilik cehennem çukurları oluşturuyor. Bununla da kalmıyor, toplumun her bireyini derinden yaralıyor.
Yokuşun Sonundaki Düzlük İçin: Daha Çok Sevemez miyiz?
Geleceğin, bugün birbirimize açtığımız alanların toplamı olduğunu hatırlamak iyi gelebilir hepimize. Siz bugün neyi seçeceksiniz? Kalıpların, suçlamaların ve o tıkır tıkır işleyen narsist düzenin çarklarına su taşımayı mı, yoksa karşımızdakinin yokuşunu anlamayı, yarasına merhem, yarenine yoldaş olmayı mı?
Kalbinizi susturmayın ne olur. Daha çok hislerinize bakın, kulak verin içinizdeki o yaren hasretine. Küsüp öylece bırakmamalı insan sevdiğini; bu can sıkıcı, yalnızlık üreten düzene teslim etmemeli.
Belki de hayatı yeniden o saf, o temiz matematiğe döndürmenin yolu; birbirimizi yargılamaktan vazgeçip, o yokuşun başından el ele tırmanabilmektir. Hadi sorun kendinize şimdi ve o soruyu asıl sahibine sorun:
Sen yaralım, sen yarenim olur musun?

